6 Temmuz 2015 Pazartesi

Sonsuzluk Kulesi'ne Cevap - Yalnış Yönde Mistik Sıçramalar Konusunda Yalnış Yönde Yapılan Yorumlar!

FerRuhiyatçı Simyager  
Dostum selam, ley hatları, pineal bez, amigdala ve astrolojik konuları özellikle ahmed hulusinin kitaplarından özellikle de evrensel sırlar ve tekin seyri okyanusum.com dan daha derinlemesine araştır derim keza buradan inkar ettiğin mevzuların orada deney, gözlem ve ayetlerle nasıl kanıtlandığına şahit olursun inşaallah bana göre bu konularda ön yargılı ve kesinlikçi otoriter teşhislerinle bu yolda kendi hakikat yolculuğuna çıkanlar için böyle veballi ihalelerde bu denli çabuk, kesin ve katı ahkamlar kesmemek lazım kendi adıma senin inkar ettiğin bir çok olgu ve etmenin gerçekliğini her gün pratik olarak yaşıyorum. Selametle

Berkay ÖZCAN'IN CEVABI
Bu tarz yayınlara uyarı niteliğindeki bu paylaşımımı, bahsettiğiniz yerlerdeki zanna dayalı anlatılanlara denk geldiğim için hazırladım ve paylaştım. Derinlemesine -özellikle bilimsel mecmualardan- araştırmadan, düşünmeden bir konuda yazı paylaşmıyorum bi-iznillah. Anlatılanların çoğunluğu uydurma ve bilimsel alt yapıları bulunmuyor, ne yazık ki.. Gerçekliği olmayan bir olgunun da inkarı da olmaz, dolayısıyla.
Dilerseniz buyrun.. ley hatları, pineal bez, amigdala konularındaki pratiklerinizi burada paylaşıverin, bizler de nelerden mahrum oluyoruz öğrenelim ?. Selam ve Sevgiler. 

FerRuhiyatçı Simyager


Selam,hakkıyla idrak edemediğimiz ”şeyleri” inkar etmek kolaycılığı onların hakikatini yaşamaktan alıkoyuyor bizleri. Açıkçası okyanusum.com sitesinde ve ahmed hulusinin eserlerinde belirtilen ilmi bilimle senkronize bir şekilde ifade eden hakikatleri açıklayacak hadde ve bunları anlatabilecek kapasiteye sahip değilim herkesin özel bir ilgi ve uğraş alanı olabilir elbette ama herkes kendi uzmanlık alanı için haddince ahkam kesip insanları o konuda yönlendirme sorumluluğunu ve vebalini alabilmeli bence. Benim anlatmaya çalıştığım sizin bu inkar ettiğiniz bilimi ilimle yaratan allahın sisteminin yine bilimle kendini açıklayışına bilerek yada bilmeyerek perde örtü işlevi de görülmektedir. Ancak hakikat benim ve benim gibi inlar etmeden derinlemesine araştırıp sorgulayanlar için bizzatihi yaşanmakta örtülere perdelere rağmen misyoner değilim ki yaşanmayan şeyi size yalan söyleyiyim.
Mesela Yogayla Meditasyona karşı bazı sufiler ön yargılı bazılarıysa direkt red tavrında.içten ve kendimden bile habersiz bir empati yaptım bir süre bu konuda. herşeyden önce şu dinler arası dialog fitnesi bizlerin güvenlik duvarlarını bi hayli yükseltti ancak bu yüksek duvarların ardında kalan tasavvufa terminoloji olarak uzak varsaydığımız meditasyonun bizdeki yerinin derin tefekkür ve riyazat çalışmaları olduğunu, salattaki hareketlerinde en özel yoga hareketlerini olduğunu göremedik. Hem melek hem de uzaylı olarak kendini tanıtan amacı hakikatten saptırmaya programlı şeytani cinlerin de oyunlarıyla uzak doğu kültürünün batıllaşmamış yozlaşmamış kısmıyla islamın klasik anlayış ve çalışmalarına kurana bağlı güncellemekte zorlanıyoruz. Bir kez daha size evrensel sırları samimiyetle önyargısız bir şekilde inşaallah okumanı tavsiye ederim kardeşim.selametle  

Berkay ÖZCAN'IN CEVABI 
Örneğin, Ley hatlarına bilimsel mecmualardan deliliniz nedir ? Diğer kaynaklar uydurma kategorisine girecektir. 
Ben ve benim gibi düşünen bir Mü’min Ley hatlarına inanmayınca ne kaybetmiş oluyor?
Ley hatlarını şu ana kadar hiç duymamışlar ne kaybetti? vs. vs.

FerRuhiyatçı Simyager

‘B’ilimi hakikati olan İlimle HAKK olarak ; görselliğe dayalı göreselliği,göreliliği ve göreceliliği yani değişkenliğini aşarak aynı anlam aynı bağlam ve amaçta olduğunu B’ilemediğinden B’ilimi İlimle senkronize edemeyenler yani eş anlam,eş zaman ve eş güdüm ile düzlemsizliğin düzlemine oturtamayanlar lütfen küfre çekilip çağımızın ruh ve zihin evrimine GÖRE yenilenen ve güncellenen AN’I HALİNE ”mundar” demesinler.
Keza öyle diyenler kendilerini kaskatı, karanlık ve sürekli tekrar eden hurafelerin, adetleşmiş ritüellerin ve batılla doldurulmuş yobazlaşmanın tam da kendinde bulurlar da kendi görüşlerini hala daha geçerli. Maazallah onun yerine çabalayın ve ilimi talep edenlerden olarak küpünüzü alabildiğine ilimle doldurup bilimle yaşanımını genişletin inşaallah. VesSalavatVelFatiha

Güzel kardeşim hakikatin delile ve empozasyona ihtiyacı yoktur hakikat kendi kendine şahit,delil ve aynı zamanda da perdedir benim senin fikirlerini değiştirmek yada sana işin batıl olanını farkettirip hak olanına çekmek gibi bir misyonum ve gayem ve haddim yok ki.Ehli olan hakikati araştırır bulur gafil ve gafile yol gösterense batıl ile işine gelen göresel değer ve gerçeklerle kendini avutur maazalllah
benim yaptığım şey sadece ; hakikat yolcularını bilimsel gerçekliklerden uzaklaştırabilecek kesin ve kati kanaatler ve yorumlar içerisinde olduğun için bunun vebalinin çok ağır olacağı konusunda seni uyarmaktır onların yollarına olan bu tesirin konusunda. ve buna dayanak olarak hakkında uzmanlığın olmayan konularda kestiğin ahkamları ve yeterince araştırıp üzerinde durmadan inkar ettiğin çok önemli bazı satır başlarını işaret ettim.(özellikle de astroloji konusunda.) senin fikirlerini değiştirmek gibi bir amacım da yok keza hakikat apaçık ortada dururken polemiğe ve demogojiye ihtiyaç duymaz.senin din anlayışın sana benim ki banadır hakikatin mutlaklığında.
Yaz google amcaya ”ley hatları” ve ingilizce terminolojisini bul tatmin olacağın kadar kaynağı ve allahın işe yaramayan bir şey yaratmadığına da imanını tazele inşaallah.ley hatları hakikat ehli için çok önemlidir ne işe yaradığını da ne olduğunu öğrenen bilir sadece.
ilim ile var ettiği bilimi de her yarattığı ”şey” gibi bir hikmet sistemine bağlamış olan allah’a karşı asıl senin bilimsel olarak dayanaklandırmadığın ve bu bağlamda olan görüşlerinin tasavvuf ehline de uymamamasına rağmen yazılarını okuyan insanlara göstereceğin delildir ve bu da ancak seni bağlar bize düşen uyarmak ve tavsiyedir sadece selametle 

Berkay ÖZCAN'IN CEVABI

Kıymetli arkadaşım, lütfen..
Şahsımla ilgili zanda bulunduğunuz için belirtmek durumundayım. Malum etiket putu var! İlla ki Dr., Prof. Üstad, Hoca, kutup etiketi olmalı ismimizin başında!..
“Uzman değilsin” dediğiniz insan, yıllardır bilimin içinde, bilimin kriterleri nelerdir, bilimsel mecmualarda, akademik sahada yayın nasıl yapılırı bilen ve icra eden bir bilim adamı.. “Google amcaya yaz” kolaycılığıyla derme-çatma bilgilerin araştırmalarını yapan birisi değil..
Yani hiç düşündünüz mü -sözde- apaçık olan bir (ley hatları) hakikatini bu adam neden göremiyor? Menfaati nedir? :) Bir gün oturup dur şu ley hatlarına karşı çıkayım mı dedi?
Buyrun.. Ley hatları, epifiz aydınlaması vs. ile ilgili yapılmış tek bir akademik yayın getirin veya getirsin ehli dedikleriniz! İlminiz, derinliğiniz yetiyorsa buyrun!..
Ama ne yazık ki ısrarla.. Bilimsel temeli olmayan bilgileri, şahsımın uzmanlığı olmadığı, araştırmadığı ! varsayımıyla hareket ederken -sizin de uzmanlığınız olmadığı halde- sırf güvendiğiniz, “ehli” diye nitelendirdiğiniz kişilerin sitelerinde geçiyor diye, bilimle alakası olmayan Batılı Yeni çağcı, Ruhçu, UFOcu, üfürükçülerin uydurmalarını tercümeyle, uzmanlarına danışmadan (!) Hakikat diye sunma çabası içerisindesiniz :).
Neyse, basit soruma onca kelam etmenize rağmen hala cevap alamadığımdan ve beni uydurma kaynaklara yönlendirme isteğiniz ve polemiğe kayma nedeni ile burada kesiyorum.
Kur’an Mü’mini delillerle konuşur.. Zanlar, uydurmalar üzerine hakikat inşa etmez ve pazarlamaz. Pazarlayıp uyuşturucu satanların da karşısında dururum Allah’ın izniyle.
Not: Yazım önyargıların (!) verdiği heyecanla dikkatsizce okunmuş olsa gerek, astrolojiyi reddetmediğimi fark edecektiniz (ki Astroloji konusunda bir de yazı hazırlamıştım ayrıca).
İkinci not: Allah işe yaramaz bir şey yaratır diye bir satırım da olmadı. Ley hatları işe yaramaz da demedim. Ley hatlarına sizlerin yüklediği enerji fışkırtan özellikleri yoktur, sadece basit patika yollardan ibarettir diyor Bilim.
Selam ve sevgiler.

FerRuhiyatçı Simyager

Sanıyorum ki senin "Bilim" olarak kastettiğin hala madde-mana ayrımı yapan materyalist newton fiziğiyle sınırlı ateistik anlayışın ürünü.
Ley hatları konusunda bilgi almaya başlamak için bu link yeterli dileyen bu yazıyı okuduktan sonra araştırıp aslını bulacaktır zaten.
www.ahmedhulusi.org/tr/kitap/insan-ve-sirlari-1/kabe-ve-arafat-sirlari
Hoş zaten açıklamalarının bir çoğunu inkar ettiğin www.okyanusum.com'u da Ahmed HULUSİ tavsiye ediyor YENİLENMEK için. Yorumlarında kitaplarını tavsiye ettiğin Mehmet DOĞRAMACI onun ehlindendir. 

Bizzat senin tavsiye ettiğin yazarların tam bir hakikat sistemine vakıf olmadıkları halde onları tavsiye ediyorsan o başka o zaman tavsiye anlayışın hakkı tavsiye etmiyor!

19 sayısının özelliğini inkarınla ilgili olarak da 74 - MÜDDESSİR'in suresinin 31'inci ayeti eminim anlaması nasibinde olanlara cevap olacaktır.

31-) Ve ma ce`alna ashabennari illâ melaiketen, ve ma ce`alna `ıddetehüm illâ fitneten lilleziyne keferu liyestekınelleziyne ûtülKitabe ve yezdâdelleziyne amenû iymanen ve lâ yertabelleziyne ûtülKitabe velmu`minûne, ve liyekulelleziyne fiy kulûbihim meredun velkafirune mazâ eradAllâhu Bihazâ mesela* kezâlike yudillullahu men yeşa`u ve yehdiy men yeşa`* ve ma ya`lemu cunûde Rabbike illâ HU* ve ma hiye illâ zikra lilbeşer;
Nâr (ateş, tabiat cehennemi; enterik) Ashabı`nı ancak (on dokuz) melâike (66.Tahriym: 6) kıldık (ins ve cinn türü değil)... Onların sayısını da (sanki on dokuz sayısı önemliymiş gibi) kâfir (hakikati inkâr) olanlar için ancak bir fitne (sınav objesi) kıldık... Kendilerine kitap (Bilgi) verilenler yakînen bilsin (mecazların neye işaret ettiğini de görerek Hz. Rasûlullâh`ın vahyini tasdik etsinler) ve (Rasûlullâh`ın nübüvvet ve risâletine) iman edenler de iman (ilmî yakîn) bakımından imanları artsın; (böylece sağlam bilgiye ulaşan) kendilerine kitap (bilgi) verilmiş olanlar ve (tahkiki imana ulaşan) müminler de kuşkuya düşmesinler diye!.. Kalplerinde hastalık (şek - şüphe) bulunanlar (sağlıklı düşünme yetisi olmayanlar) ve kâfirler (perdeliler; hakikati ve hakikat bilgisini inkâr edenler) de: "Mesel (ibretlik misâl; temsil) itibarıyla Allâh bununla neyi murat etti?" desinler diye... İşte böylece Allâh, dilediğini saptırır ve dilediğini hidâyet eder. Rabbinin ordularını sadece "HÛ" bilir! Bu (Sakar ve bu işaretler) beşer için ancak bir zikra (hatırlatma)dır.

@Ku'ran Çözümü - Ahmed HULUSİ


KU'RANIN neredeyse her yerinde inzalin semadan olduğu yıldızların kalemi ve kaderin yazılma ve yaşanma süreci anlatılıyor oysa hakikatte salt-som tekillik mevcudunda herhangi bir iç-dış da olmamasına rağmen yerdekilerin yıldızları etkilediğine dair yazın için senden herhangi bir bilimsel dayanaklandırma istemiyorum çünkü batıl bir hükmün dayanağı da o dayanağın kaynağı da illaki batıl olacaktır.

Bu konudaki yanılgın ve yanıltışına özet bir cevap olarak Ahmed HULUSİNİN açıklamalarını veririm bu konunun ayrıntıları
http://www.ahmedhulusi.org/tr/yazi/insan-robot-mudur

ve bu konudaki açıklamalı ayrıntılara girmek isteyenlere de aşağıdaki bağlantıları öneriyorum
"Önce Tasavvufun en önde gelen simâlarından Muhyiddin A’râbî’nin âlemin ve burçların oluşu hakkındaki görüşlerini dinleyelim özetle; Fütuhatı Mekkîye isimli eserinden... " alıntılarla http://www.allahvesistemi.org/ahmedhulusidekavramlar/kavramlar/astroloji/

Bu yazışmalarımızı kendi bloğuma da ekleyeceğim çünkü insanlar senin de bir beşer olarak bazı konularda yanılıp-yanıltabildiğini bu vesileyle de görebilsinler dilersen buradan da cevap verirsin ki her halukarda cevaplarını eklerim.
Ancak daha önce de belirttiğim gibi hakikatin mutlak b'ilimin ispata veya argüman üretmeye ihtiyacı yoktur. "O" apaçık ortadadır.

http://hologramesma.blogspot.com/2015/07/sonsuzluk-kulesine-cevap-yalns-yonde.html FerRuhiyatçı Simyager

+ Ekleme Epifiz bezi/Pineal Gland sonrada 19 sayısı hakkında
 

Her ne kadar epifiz bezi / pineal gland hakkında da binlerce araştırma konusu olsa da biz yine Ahmed HULUSİ'den işin hakikatini dinleyelim

https://www.youtube.com/watch?v=ooCllcv5jqY


Yine senin de çok güzel bir şekilde kitaplarını tavsiye ettiğin Mehmet DOĞRAMACI'dan epifiz hakkında yaptığı açıklamaların derlenmiş hali aşağıdadır

" EPİFİZ BEZİ (Pneal Gland)
Epifiz bezinin kişide aktive olmasının en büyük alameti; yalnızlığa çekilme arzusu, kalabalıklardan kaçış ve derin bir suskunluktur.

Epifiz bezi; beynin evrensel sisteme uyumlanma ve sonsuz sınırsız algılarına açılma noktasıdır. Seçilmişlerde aktive olmuştur.
Yüksek ve sessiz ortamlarda epifiz aktivasyonu artar.
Uzlet ve inziva yaşamamış Veli, dağa çıkmamış Nebi- Resul yoktur! (Epifiz)

Epifiz bezi genellikle yükseklerde ve oksijeni bol yerlerde daha fazla aktive olur. (Üçüncü göz açılır.)
Hz. Musa (as) Tur Dağında 40 gece kalması.
Hz. İsa (as) Zeytin Dağında vaazları.
Hz. Muhammed (as) Mekke'de Hira, Medine'de Uhud Dağı ile hem hal olması.

Tesadüf mü?

Epifiz ve dağ farkındalığını güzel. Ama her zaman herkesin dağda yaşama imkanı yok. Size şunu hatırlatırım, “Beyin ona neyi kodlarsanız onu öyle algılar.” Şehirde bile dağda, kalabalıklar arasında bile yalnız olduğunuzu düşünün, imgeleyin. Göreceksiniz açılımlarınız dağ dışında da sürecek.

Ehlinin Aşk- Vahdete dair sözü; bağırsak beynin hegemonyasından çıkış, Epifizin bilinci ele alışının ancak aşkla mümkün olacağInı düşündürdü!


Epifiz üzerine çok şey yazılıp çizilmiştir. Esası tıbbi olan bu konuda, konunun uzmanlarına duyduğum saygı nedeniyle takdir edersiniz ki detayına girmem doğru olmaz. Bildiklerimin özü; insanın kendi hakikati ile evrensel özle, ilahi olanla bağlantı noktasının bu bez olduğudur. Bu konuda linkleri incelemenizi öneririm:
http://okyanusum.com/makale/beyin-epifizi/

Epifiz bezi aktive olanlar arasında nesiller, asırlar farkı olmasına karşın birbirinden haberdar olma hali görülür. Bazen birbirlerini haber verirler. Çünkü onlar, aynı soydandırlar.
...
- Ben suyla vaftiz ediyorum, benden sonra gelecek olan (Hz. Muhammed) ateşle vaftiz edecek! (Hz. Yahya veya Hz. İsa)

{Hakikat İlmi egoya ağır gelmesi ve bilinci hızlı arıtması yönüyle ehil zatlar nezdinde ateşe benzetilir.}
....
Eşi Hz. Safiye'yi şöyle taltif ederdi Resulullah (sav) : Kardeşim Harun'un yeğeni Safiye.
19 RAKAMına gelince Allah önem vermediği hiç bir rakama bu kadar özellik tayin etmez  aksini iddia edenler araştırsın bulsun derim neymiş bu özellikler...
Yalnız 19 sayısını sadece iman itikad ehli sünnet üzere olanların değil aksi cephede fethi zulmaniye uğrayanların da bildiğini bazı sitelerinde 19 sayısıyla kişileri devamında batıla çektiğini özellikle belirtmek isterim sonra üstadın dua ve zikir kitabından 19'lu hacet duasını paylaşmak isterim.






Özel Bir 19’lu Hâcet Duası

Başı dertte, sıkıntıda olan, büyük bir problemle karşılaşmış olan, herhangi bir düşmanından kurtulmak, selâmete çıkmak isteyen ya da daha başka talepleri olanlar için son derece tesirli bir dua formülü vermek istiyorum bu bölümde de...
Bu duayı tatbik eden pek çok kişi 19 güne kalmadan arzularına nail oldular, bunlara yakından şahidim!..
Yalnız şunu kesinlikle ifade edeyim... Haksız yere, başkalarına zulüm için, ya da kötü amaçlı olarak bu formül tatbik edilirse; bunu yapanın asla başı belâdan kurtulmaz; ettiği ters dönüp kendisini vurur.
Şimdi dua şeklini yazıyorum...
Önce şu altı Allâh ismini iyice ezberleyelim:
“FERDÜN, HAYYUN, KAYYÛMUN, HAKEMUN, ADLUN, KUDDÛSUN.”
Beş vakit namazın farzının arkasından on dokuz harfli bu altı isim her gün okunacak, on dokuzar defa... Evvelinde on defa “ALLÂHU EKBER” denildikten sonra!..
On dokuzuncu günden sonra, herhangi bir şekilde sıkıntın olduğu takdirde bu isimlere ilaveten “...Seyec’ alullâhu ba’de ‘usrin yüsrâ” (65.Talâk: 7) âyetini de okuyacaksın her defasında...
Yani şöyle:
“Ferdün, Hayyun, Kayyûmun, Hakemun, Adlun, Kuddûsun... Seyec’alullâhu ba’de usrin yüsrâ.”
Bu metin on dokuz defa tekrar edilecek, beş vakit namazın farzlarının arkasından, on dokuz gün süre ile...
Âyetin mânâsı da şudur:
“Allâh zorluktan sonra bir kolaylık oluşturur!..” (65.Talâk: 7) (DEVAMI KAYNAK BÖLÜMÜNDE)
Kaynak: http://www.ahmedhulusi.org/tr/kitap/dua-ve-zikir/ozel-bir-19lu-hacet-duasi#ixzz3f7vXNENY


Bitirirken anafikri de yine çağımız aliminden verelim
''Hz. Muhammed gelmiş!.. Onun yanında bütün Kureyş’in münafıkları, müşrikleri!.. Hz. Muhammed’e inanmak için birisi geldiği zaman Mekke’ye dışarıdan, bunlar adamı hemen kuşatıyorlar..
Onunla daha görüşmeden veyahut da görüşüp çıktıktan sonra;
Muhammed şunu yapıyor, böyle saçmalıyor, Muhammed cinlerden bilgi alıyor..” gibi bir yığın iftira atıyorlar.
Ve, gelenin kafası karışıyor, onların dedikleri doğru mu değil mi, diye.. Bu imtihanı geçebilen, Ona imân ediyor, kendini kurtarıyor.
Ama gelip de, bu şehrin halkının etkisi altında kalıp, Ondan istifade edemeden dönenin azabı, gelip istifade edenden yüz kat farklı oluyor.. Hz. Muhammed, 13 sene Mekke’de yaşadı. Bu süreç içinde sadece 40-50 kişi imân etti.
Ama, o arada dışarıdan gelip görüşen binlerce insan oldu. O günlerde büyük çoğunluk, o çevreyi saran, Onu kötüleyen insanlar yüzünden onların etkisinde, vehimlerinin etkisinde kalarak Ondan istifade edemediler.
Hazreti Muhammed’in yaşadığı olay, senaryo, o devre mahsus değil, her devirde mevcut!. Her devirde ilim sahiplerinin etrafını saran bu tip kişiler vardır.
Kimi ararsan ara, tarihe bak!. Muhiddini Arabi’yi saran kişiler vardı. Mevlana’yı kuşatan şeytanın dilleri vardı; Gazâli’yi de saran böyle kişiler vardı; hepsinde vardır!. Özel olarak meydana getirir Allah!.. Çünkü insanın imtihan dünyası bu!.. Ya ilim ve idrâk sahibi olarak etrafa boş vereceksin…
Kendi aklınla kendi yolunu çizecek, etrafın söyledikleri beni ilgilendirmez deyip, ilminle kendi yolunu çizeceksin. Veyahut, etrafın dediğine bakacak, etraftan bir parça olacak; sürüdeki bir güdülen olacak; ve sonuçta da ilimden mahrum kalarak yaşayacaksın!.
İşte bu yüzden, izaha çalıştığım üzere bu tür engellemeler bugün de olacak, yarın da!. Ölene kadar da bu tür olaylarla karşılaşacaksınız.
Yarın bir büyük âlim zat bulacaksınız.. Ne olacak?.
Yanına gitmek isterken, bir yığın insan çıkacak karşınıza ve size; “bu zat böyle yaşıyor, şöyle yaşıyor ya da şunu yapıyor, bunu yapıyor” deyip sizi engellemeye çalışacaklardır. Sizi ilgilendiren şey; Onun neler yapıp neler yapmadığı, ömrünü nasıl geçirdiği değil!!. Onun ortaya koyduğu ilim olmalı!. Eğer işine yarıyorsa, al kullan! Beğenmiyorsan bırak!
Ben şuraya geliyor, yarım saat, bir saat kadar sizinle sohbet ediyorum. Sonra, sen evine ben evime!.. Senin yaşantın sana ait, benim yaşantım bana.
Beni ne ilgilendirir senin özel yaşantın?. Seni ne ilgilendirir benim özel yaşantım?..
Ben sana soruyor muyum? Ne yiyor ne içiyorsun, nerede, kiminle yatıp kalkıyorsun?
O halde, senin de bana böyle bir şey sormaya hakkın yok!. Birbirimizi ilgilendiren şey ilim noktasıdır. Ortak noktamız sadece ilimdir, bilgidir. Bunu anlamıyorsan bunun neticesine de katlanacaksın. Pahasını da bir hayli ağır ödeyeceksin, hem de tahmin edemeyeceğin kadar ağır!.
Bir Nebi ile Cenabı Hak arasında bir konuşma vardı. “Bir kavme bir belâ geleceği zaman, sorar Allah Nebisi;
“Ya Rab!. Bu kavmin içinde iyiler yok mu hiç?.
“Çoğunluk kötülerdi.” Der, Cenabı Hak.
-Peki iyiler?.
-İyiler de iyiliklerinin karşılığını ahirette alacaklar!. der.Bir toplum bozulduğu zaman, belâ hepsine birden gelir. İçindeki iyiler hürmetine o geri çevrilmez!.
Nasibi olan bu bilgiyi zaten bir yerden alır.''
''Kötü fiilleri (hakaretleri,küçümsemeleri ve aşağılamaları) kendisine süslü gösterilince, kendini iyi sanan (nasıl iyilerle bir olur)!
Muhakkak ki Allâh, dilediğini saptırır ve dilediğine hidâyet verir...
O hâlde hüsran ehlini düşünüp üzülme! Muhakkak ki Allâh onların ürettiklerini (Yaratan’ı olarak) Aliym’dir.'' FATIR – 8


VesSalavatVelFatiha


Ahmed Hulusi video ve kitapları hakkında bilgi sahibi olmak için ; www.ahmedhulusi.org/tr

Tasavvuf ekolunun Bilim Sitesi için www.okyanusum.com

Çağımız tasavvuf pirlerinden en güzel bir örnek için ;
www.mehmetdogramaci.com

5 Temmuz 2015 Pazar

michaelsikkofieldin yanılgı veya yalanları... Mevlana ve Tasavvuf üstüne...

selam dostum başlığı bu şekilde atmamın sebebi yazdıklarındaki niyetini ve amacını bilmeme rağmen her türlü hakikat ilmine göre yanlış olduğunu vurgulamak içindir.

1) Mevlana hakkındaki yanılgı veya yalanlar
(başlarda buna değineceğim mevlana konusunu zaten yutmamış ama tasavvuf konusunda kafaları karışık olanlar aşağıda mevlana... diye başladıktan sonra Tasavvufla başlayan son bölüme insin)

2) Tasavvuf hakkındaki yanılgı veya yalanlar


Bunları elden geldiğince izah etmeden önce bu konunun senin şahsi sorunun (insanlara sunduğun için sorumluluk vebalin) olduğunu belirterek samimi ve öğrenme niyetiyle soru sorman dışında geri bir cevap vermeyeceğimi ve sana zaten mutlak olan bir gerçeği, diyalektik çatışmalarla iddia etme gereği içerisinde vakit kaybedemeyeceğimi bildirmek isterim.

Keza ''iddia şeytandandır'' Hz. Muhammed.

Ve ne anlarsan, nasıl anlarsan anla aşağıdakileri okumadan önce, hakkında bir ilmin bir ihtisasın kanıtın veya keşfin olmayan konularda mevcut bilgi tabanına dayanarak getirdiğin yaklaşımlar ve yaptığın yorumları insanlarla paylaştığın için üzerinde bulunan sorumluluğun sadece kendine değil topluma mal ettiğin bir blog itibariyle okuyan herkesi de hakikatten saptırma vesilene göre büyük bir vebal aldığın konusundayım. Bilerek yada bilmeden verdiğin hükümler öyle ciddi onlardan geri dönüş öyle zor ki gece uykularını bölmeli gündüzlerini zehir etmeli vicdanını rahat bırakmamalı ki ''ben yanılmışım'' diyecek olgunluğa erdirmeli bu dünyada hala hayattayken ve hatanı düzeltme imkanın varken biznillah ve de inşaallah...


''Hakkında ilmin olmayan şeyin ardına düşme (zanla karar verme)!'' 17/İSRÂ-36
Konuya geçmeden önce eyvallah satanizm > illuminati, masonlar ve yaptıkları konusunda doğrusuyla yanlışıyla bir çok bilgi ve deşifrelerde bulunuyorsun ve insanları uyarıyorsun ama herkes kendi uzmanlık alanında konuşsun.
Evet insanları satanistlerin bilinç kontrol programları konusunda ve hükümleri altında bulundukları şeytani cinlerin saptırma yöntemleri konusunda kısmen bilgilendiriyorsun ama bunu yaparken insanlara bilinçleri bu bilgi virüslerinden ve yanlış şartlandırmalarından nasıl arınıp kurtulabileceklerinin yolunu yöntemini söylüyor musun?
İnsanları illuminatinin empozasyonlarından nasıl korunup şeytani cinlerin güdümünden ne yaparak korunacakları konusunda bilgilendiriyor musun?
Ve en önemlisi acaba sen bu insanlar şeytani cinlerle birlikte neden bu bilinç kontrol programlarını uyguluyorlar biliyor musun? tek dünya devleti? iktidar? para?...
Hepsi palavra... Cevabı sadece ku'ran da korunması da... nefsi (bilinci) arındırmayı ve allah'ta fena ve beka bulmayı da tasavvuftan yunustan, şemsten, abdulkadir geylaniden (hepsine selam) ve onların bugünkü temsilcilerinden öğrenebilirsin anca!...


Mevlana... (selam ona) düz mantık (aristo) ilkeleri ve bazı katı ve kalıp yargılara göre ve de onunla alakasız olgularla değerlendirip batıl bir hükme vararak anlayamazsın.
Tasavvuf konusunda muaviye-emevi-vahabi-zahirici müslümanlıkla zerre hakikat bilgisine erişemezsin.
Tasavvuf diye tanımlanan, islamiyetten önce musevilik ve hristiyanlıkta da vardı hz ibrahim'in (selam ona) hanif (tanrı kavramı olmayan -yalnızca Allâh’a kulluk edilmekte olduğunun bilincinde) anlayışında yapılan özel çalışmalar ve avamın (halkın) aklının ve hafsalasının alamayacağı konular ve onların kaldıramayacakları bazı spirtüel çalışmalar konusunda oluşmuş topluluklar mevcuttu.

Hz isa'nın o havarileri neden seçtiğini sanıyorsun? Kabalanın ve mısır satanistik spirtüel elit kültünün tam zıttı olarak düşün bu tasavvuf denileni.
Yine bir zeka bir kapasite ve yapabilirlik, usta-çırak ilişkisi ve talepkarlık aranır.
Efendimiz hz muhammed (s.a.v.)'de islamiyetten önce putperestlerin ortasında hz ebubekirle hanif olan küçük grubun içindeydi...
Efendimiz ilk vahiy indiği zaman (gökten değil bu inme özden/boyutsal) eşi hazreti haticenin (selam ona) amcası ve dönemin hristiyan alimi olan Veraka İbn-i Nevfel'e giderek ona danışmışlardır.

Tasavvufun newage sapkın spirtüalist inançların ard niyetindeki gibi tek yönetimli bir dünya gibi siyasi bir talepleri yoktur. Kendileri bizzat siyasetle uğraşmazlar ki bilahire dünyayı zaten ricali gaybın (evliya konseyi) yönettiğini bilirler. Tasavvufçular sadece kendilerinde ve yeryüzünde barış, sevgi ve kardeşliğin olabildiğince islami öğretilerle yayılıp korunmasına vesiledirler.

Bu Konuları açmadan önce de her ne kadar yazılarında eğlenceli ve akıcı bir usluba aitMİŞçesine görünse de (bilinçaltında kendini zeki,farkındalıklı ama anlaşılmıyor sanmandan kaynaklanıyor intibası uyandıran) hakaret, aşağılama ve kötü sözler ve yaftalar söylemekten seni men ederim.
Söylersen de zaten kötü söz ancak sahibini kirletir.
“Kullarıma söyle, en güzel sözü söylesinler! ” (İsrâ, 17/53).
''Sadece güzel olan sözleri söyle'' Hz. Muhammed S.A.V. ''Bir kez gönül kırdın ise bu kıldığın namaz değil'' Yunus (Selam ona)

Nihayet gelelim ilk önce Romalı değil Afganistan sınırları içerisindeki Horasan Ülkesi'nin Belh şehirli Mevlananın ''indirme'' sözünü daha irdelemeden soralım sana mevlana ahirete gideli 600 (ALTI YÜZ) Yıl olmuş şimdiye kadar onu okuyan insanlar içerisinde bir tek sen mi o indirme sözcüğünü bu şekilde ayırt etme gücüne, farkındalığına ve imkana sahipsin.
Onun zamanında ve ondan sonra senin gibi insanlar bu sözcükteki enteresanlığı farkedip sağa-sola danışmamışlar mıdır dersin?
Yani mevlanadan sonra ve senden önce gelip geçmiş onca eren evliya, halife ve bir çoğu tasavvufa bile erememiş molla ve binlerce islam alimi (?) veya ilahiyatçısı dem vurmamış da bu konuya sen yada bi iki kişi mi dem vurmuş?

Herşeyden önce bi otur bunu biraz düşün kelimelerdeki, sembol ve resimleri deŞifre eden bir insan olduğun zannını bi kenara koyarak hemen diğer paragrafa atlamadan bilmiyorum noktasına gelip yeniden bir başla sanki ilk kez bakıyormuşsun gibi bu konuya bir soluklan ve özeleştiri maskeni tak...

Şimdi gelelim az biraz bu konuyu açıklamaya...

MESNEVİ TABİKİ ALEMLERİN RABBİNDEN İNDİRMEDİR!!! ama senin bu sözü de aşağıda bu söz hakkında vereceğim ayet, hadis ve diğer açıklamaları da bu konuyu yargıladığın bakış açınla anlaman mümkün değildir. Neden mümkün değildir tabiki gizli şirkten ki insanların kurtulmak için bütün hayatları boyunca uğraştıkları gizli bir perdedir kendisi...
Öncelikle konuyu hakkıyla tefekkür için 7 ayet paylaşalım.


“…Bu yüzden iman edin, Esmâ’sıyla nefsinizin dahi hakikati olan Allâh’a ve Ümmî Nebi olan O Rasûl’e ki O, Esmâ’sıyla nefsinin dahi hakikati olan Allâh’a ve O’nun bildirdiklerine iman eder…” (7.A’raf: 158)

“attığında sen atmadın, atan Allâh’tı!..” (8.Enfâl: 17)

Allâh dilemedikçe siz dileyemezsiniz! Muhakkak ki Allâh 'Aliym Hakiym'dir. 76/İNSÂN (DEHR)-30

"Hâlbuki sizi de yaptıklarınızı da Allâh yaratmıştır!" 37/SÂFFÂT-96



İyi anlayın ki, Rasûlullâh içinizdedir! 49/HUCURÂT-7

“Yarattıklarımızdan öyle bir topluluk da vardır ki, onlar Hakk’a iletirler ve Hakk ile hüküm verirler.” (Araf: 181)

“O’nun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez.” (En’am: 59)

Aynı hakikat bilgisi, farklı idrak seviyelerine göre sınırlı bir şekilde hükümlenerek, bilinç blokasyonuna uğradığında kişiyi firavun da yapar musa da...deccal de yapar mehdi de... şeytanileştirip allaha ''beni sen azdırdın''a da götürür kemalat ile ademleştirip ''Biz nefsimize zulmettik'' idrakına da...


Ayetler postacı yoluyla gelmez bizzat kişinin özünden ; şah damarından yakınım ayetini zikret (hatırla)...
Necip fazılın (selam ona) dediği gibi ''şah damarına bakmayanlar allahı göklerde aradılar''...
Şah damarından yakın olan nerede'dir? Ete kemiğe bürünen de? Bir ben var bende benden içeru de?
Ne diyo allah ayetlerin kürsisin de semalarda ve arzda hepsi onundur sonra kürsisi semayı ve arzı kaplamıştır... şimdi otur günlerce düşün inşaallah tabi makam ve mertebeni bilerek allah nerede diye ve inmek nedir diye?...

Kişi hakka erme yolculuğunda nefs mertebelerini aştığında sınırlı bilincini, allah'ın bilincinde ''yok'' ettiğinde Hz.Muhammetin S.A.V Hz.ali'ye (selam ona) ''yürüyen kuran'' demesindeki anlam açığa çıkar. Ve yukarıdaki 7 ayet ve aşağıdaki 5 hadis tecelli eder...

“Velilerimden birisine düşmanlık eden kimseye ben harp ilân ederim. Kulumu bana en çok yaklaştıran şey, farz kıldığım ibâdetleri yapmasıdır. Nâfile ibadetlerle de bana o kadar yaklaşır ki, nihayet ben o kulumu severim. Sevince de artık onun duyan kulağı olurum, o benimle işitir. Gören gözü olurum, o benimle görür. Eli olurum, o benimle dokunur. Ayağı olurum, o benimle yürür,Kalbi olurum, o benimle anlar. SÖYLEYEN DİLİ OLURUM, O BENİMLE KONUŞUR. Ne dilerse onu yerine getiririm. Herhangi bir şeyden bana sığınırsa ben onu muhafaza ederim.” (Buharî. Tecrid-i sarih: 2042) (Buhârî, Rikak 38.)
“Ümmetimin âlimleri benî İsrail’in Peygamberleri gibidir.” (Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, 2:64)



“Allah-u Teâlâ bu ümmete, her yüz yıl başında dinini yenileyecek bir müceddid gönderir.” (Ebu Dâvud)

“Âlimler peygamberlerin varisleridir.” (Buharî İlim, 10)

“Kulun benimle meşgul olması, en fazla önem verdiği şey olursa, onun arzu ve lezzetini zikrimde kılarım. Arzu ve lezzetini zikrimde kılarsam da o bana âşık olur, ben de ona âşık olurum. O bana, ben ona âşık olunca da, onunla aramdaki perdeyi kaldırırım. Bu hâli onun umumî hâli kılarım. İnsanlar yanıldığı zaman o yanılmaz. BÖYLELERİNİN SÖZLERİ PEYGAMBERLERİN SÖZLERİ GİBİDİR. Gerçek kahramanlar onlardır.

Onlar öyle kimselerdir ki yer ehline bir cezâ ve azab vermek istediğim zaman onları hatırlarım da azabdan vazgeçerim.” (Ebû Nuaym, Hilye)



Dilersen bu hadisleri sahih mi değil mi araştırırsın ki boşa uğraş olur keza bu hadisleri mollalar ve tasavvufa erememiş olanlar da kabul etmektedir tıpkı mevlanayı tastik ettikleri gibi...

''BEN KONUŞAN KU'RANIM'' HZ.ALİ (selam ona)

Nübüvvetin üstünde hiç bir rütbe olamaz,ama bu rütbeye vâris olmak mümkündür.
Risalet efendimiz hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) ile sona ermiştir ancak Velayet hala devam etmektedir.
Velhasıl indirilme kelimesi senin anladığın algıladığın ve yargıladığın şekilde asla değildir bunu imam hatip menzunlarından tasavvuf erenlerine kadar herkes kabul etmektedir keza hak ve tabii olarak mevlana'nın (selam ona) zaten bir rasulluk iddiası da olmamıştır. Dediğin gibi olsaydı olmaması anlamsız kaçardı.



''O adamın ne dediğine, ne yazdığına, ne yaptığına hiç bakmadan, sırf imajından dolayı ona bir değer biçiyoruz.'' demişsin ki yanlışsın mevlana gibi pirleri sultanları günümüz medya dünyasının anlık, ilizyonik ve güdülemeli ünlüleriyle bir tutarak... Keza önderlere imajını yaptıkları ve yazdıkları ve dedikleri katar!

Şimdi gelelim yanlış öğrenmelerin kaynaklı diğer şartlanmalarına ''zira müslüman olmak demek, zaten Kuran'ın vahiyle inen son kitap olduğuna inanmak demektir.'' hayır yazılan herşey aslında vahiydir ama üstte de anlattığım gibi senin bunu anlaman makam ve merteben açısından mümkün değildir çünkü cinni ilhamlarla vahiyi ayıramazsın.

Diğer şartlanma zaten kendiliğinden yıkıldı
''Bu da demektir ki hem müslüman olduğunu, hem de yazdıklarının Allah tarafından indirildiğini iddia eden adamda büyük sıkıntı ve çelişkiler vardır.'' Allahın yarattığı hiç bir şey de çelişki yoktur bu gerçek de bizzat kuranla yarattığında kusur olmaz ayetlerinde belirtilmiştir. Çelişki denilen şey tez ile anti tezin birbirlerine karşı duruşlarında izafi (aslında olmayan) ve göreceli bir kavramdır.
Çelişki bulan insan o durum veya oluşun sebebi hikmetini anlayamamış ve ilmen açıklayacak şekilde kapsayamamıştır.
Anlaşılması gereken kişi mevlanaysa hakkında yüzlerce şerh ve izahat kitapları yazılan ve dünyanın her yerinde tez ve akademik konu yapılan kişi olunca bu pek tabi...

''eğer size müslüman halimle böyle bir iddiada bulunursam beni zerre kadar ciddiye almamanız gerekir, bu konuda anlaştık. '' anlaşmadık kendi şartlanmasını empoze etme sevdalısı gibi davranan kardeşim. Dünyada insanın ciddiye almayacağı tek şey şeytani tavır ve davranışlardır.Mevlanayı padişahlar, islam alimleri, evliyaları, bilim adamları, ilahiyatçılar kaile almış her birinin binlerce sebebi var ama sen kaile alınmayı beklemiyorsun anlamadığın söylemleri üzerine... hepsinden daha mı entellektüel daha mı bilgilisin ve daha mı iyi mi bilirsin onu ki ne kadar manidar. :)


Şartlanmalarının devamında da kendini değilleyememen ve bu konudaki yanılgın veya yalanını görememenden sorumlu ki muhtemelen de şeytani telkinler kaynaklı (allah seni şeytani fikirlerden korusun) kati ve soyut düşüncelerle oluşturulmuş bilinç blokajına geliyoruz. ''Hayır, orada öyle demek istemedi" diye kıvırmaya da çalışacaklar... Hatta yüzyüze sohbet ettiğim bazı sufiler de aynı şekilde "gönüle inmeyi kastediyor orada" şeklinde bir izah sundular bana. ''

Öncelikle sana bu konuyu bu şekilde izah edemeyen sufi olduğunu iddia ettiğin kişiler bu konuları açıklayabilecek hadde ve ilme açığa çıkış müsadesine sahip değiller.
Sonra zaten mevlananın burada savunulmaya ihtiyacı da yok. Ki kendisi de aleni bunu söylemiş bunun farkındasın ama Rasulluk iddiası olmadan ''rasul içinizdedir'' ayetine ve velayet makamına dayanarak evliyalığıyla söylediğini yukarıda bahsi geçen ayet ve hadislere iman etmediğin bu ilim idrak ve anlayış sende henüz açılmadığı için anlayamazsın ve bilinçlerde anlayamadıklarını ya allaha tevekkül ederler ya da makine bozulmasın diye sigorta mekanizmaları gereği inkar ederler!...
''Öyleyse bu adam müslümanlar tarafından neden sevilir? Buna verebileceğim yegâne cevap şudur: '' demişsin işi şakaya vurmuşsun ama aslında kendin de sigortalar attığı için cevap verememişsin. Ben cevap vereyim keza mevlanayı yaşadığı zamanda da sonrasında da hem eşrafı hem de dönemin aydınları biliyor tanıyor ve anlıyordu. Ve zaten bir çoğu da yazdıklarının farkında olarak yazdıklarında da senin idrak edemeyişin kaynaklı inkarlarına da girişemeyecek kadar onun imajını fakirliği, hoş görüsü, iddiasızlığı gibi velayet vasıfları üzerine oturtmuşlardı yani kısacası görüyorlardı ki adamın söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutuyordu hem göründüğü gibi oluyor hem de olduğu gibi görünüyor ve çağında küçük medresesinde herkese ücretsiz vahdet, ahlak ve tasavvuf dersleri veriyordu.

Not : mevlanayı mevlana yapan hocası şemsi ve tasavvufu iyice anlamadan çözemezsin. ve bu tür söylem ve terminolojik jargon farklılıklarına takılmadan mesneviyi kısmen anlayabilmenin tek yolu şerhlerden geçer. Bu konuda bi iki tavsiyem olur.

http://www.kitsan.com/MESNEVININ-MANEVI-SERHI,PR-1329.html

http://www.kitsan.com/MESNEVI-SERHI,PR-4179.html



''müslümanlara yıllardır İslam alimi diye yutturulan tasavvufçular aslında bu spiritüalistlerden farklı bir şey söylememektedir. '' bu cümlen bu konularda ne kadar az ilim sahibi ve materyalist bakış açısına sahip olduğunu zaten ehline ispat etmektedir.


Yaşadığı topluma yabancılaşmış ve onları dışlayacakn kadar hadsiz edepsiz ve empati yoksunu olan, sağdan soldan derleme bilgilerine dayanarak kendini entellektüel sanan ve (ayıpladığınızı yaşamadan ölmezsiniz hadisindeki gibi) eleştirdiği elitizm anlayışına kendi gibi bilgi kibirlisi ve şüphelerle beslenen bir kitleyi katmaya çalışan biriyMİŞSİN gibi bir intiba bırakıyor sanki bu yorumun...
''Bu eğitimli görünen sığır jenerasyonun tam göbeğinde yaşamaktan bunalan bir tek ben değilim, bunu biliyorum. ''

Bunalıyorsan Allah dostu değilsin keza kuranda sabittir allah dostlarına mutsuzluk korku ve hüzün yoktur.
Bunalıyorsan o ''sığır'' dediğin jenarasyonun yaratılma sebebini ve ''biz istesek herkese hakikatini yaşatırdık'' ve ''insanların ve cinlerin ekseriyetini cehennemle dolduracağım sözü hak olmuştur'' ayetlerine iman etmiyorsundur ve takdiri ilahiye ''mevlam ne eyler ne eylerse güzel eyler'' diyemiyorsun demektir.



Paylaştığın eser bölümünde mevlana sana zaten cevabını vermiş bak ne demiş!

''...içindeki ilahi sırların inceliklerini ve gerçeklerini İNKARLARI SEBEBİYLE onlar bundan (güzelliklerinden, şifadan, kuranı açıklayıcı bilgilerden...) men olurlar'' (Tıpkı senin daha baştan bi indirildi sözcüğüyle tüm cümlelere inkarla dem vurduğun gibi...



Mevlanayı alçakgönüllü olmamakla itham etmişsin :) ve bu sözünle onu zerre kadar tanımadığın ve anlamadığın o derece çok belli oluyor ki ne açıklama yapılsa düşüyor burada çünkü sen ona bir benlik atfetmişsin bu cahilane yorumunu okuyunca açıklama yapacak hiç gayretim kalmadı inan ki karagümrük çocuğu allah yanılgını ve gafletini inşaallah farkettirsin...

Ondan sonra gelen açıklamaların bizim zaten yukarıda izah ettiğimiz hakikat ilmini inkarından kaynaklanmaktadır ki bi nevi hep aynı şeyleri tekrar etmeye devam etmişsin...


Ku'randan ayet vermişsin ki yine açıklamaya çalıştıklarınla hiç bir yeri tutmuyor... neden?

Kuran : ''Yazıklar olsun o kişilere ki, Kitap'ı kendi elleriyle yazarlar.''
Mevlana kitabı kendi elleriyle yazmadı Müslüman ve alim erenler tarafından yazıldı.
Kuran : ''...yazarlar da sonra onunla basit bir karşılık satın alsınlar diye''...
Mevlana yazdırdıklarından hiç bir karşılık almadı ve de ücretsiz ve nüsasız olarak yazdırıldı.

Zaten verdiğin ayetin hemen bir öncesinde Allah şöyle der ''Onlardan ümmî olanlar vardır ki, vehmettikleri (kafalarında şartlanmalarına göre kurguladıkları) ötesinde Kitabı (hakikat bilgisini) bilmezler; (asılsız) zanlarıyla yaşarlar.'' Bakara 78
Kitabı yani hakikat bilgisini bilenlerin de söyledikleri de yazdıkları da doğa
l olarak hep aynı ''şey''in aynı hakikat noktasının farklı açılardan seyiridir.!.

TASAVVUF KONUSUNA GELİNCE...
Mevlana, Yunus emre ve Hoca Ahmed Yesevi ki herbirine tek tek selam olsun (adını anmadıklarıma da) bu seçilmiş adamlar sadece sonradan değil bilakis yaşadıkları devirlerde tüm alimleri kaşifleri ve ilim bilim adamlarını çevrelerine toplayacak güzellik ve özellikte var olmuş çiçeklerdi...
Ama onların dönemlerinde de molla kasımlar, emevi zihniyetli gafiller ve zahir ehli cahiller elbet vardı ki bunlar allahın onlar için bir örtüsüydü. İlme sadece hakkedenler ; korku ve paranoyaları bırakıp kendi deneyimlemeden alemin lafına kanmayanlar erişebilsinler diye...

Tasavvuf nedir çok kısa izah edelim önce tasavvuf bilincin gelişimine GÖRE verilen ilim (ku'ran ve hadis) deşifreleri ile bunları yaşamsallığa geçirmek için amacı hakka vasıl olma ; özündeki allah esmalarıyla oluşmuş halifeliği geçerli kılma çalışmalardır.

Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) döneminde bütün ilimleri ve sırları aşikare olmasına rağmen bunları ancak ve doğal olarak kaldırabilecek olanlara söylüyor ve uygulatıyordu...
Etrafındaki müslümanlara nazaran bu ashab kendine en yakın olan küçük bir topluluktan oluşuyordu.
Hilafet sırrına sahip halifeler ve Ebu Hürreyye gibi (Selam onlara) Hadis alimleri bunların başını çekmekteydi.
Bu küçük gruptakilerin ortak lafzı ''Hz. Muhammed bize iki ilim verdi birini öğreniyorsunuz diğerini açıklarsak bizi öldürürsünüz'' idi...
 Çünkü bu diğer ilim de ku'ran da müteşabih diye geçen yoruma açık ayetlerin ''b sırrı'' ile muhammedi şekilde ALLAHça okunarak yaşanması, bugün ancak ucundan öğrenebildiğimiz bilimsel bazı gerçek ve arkaplan açıklamaları, takva ve simyaya dayalı bir çok engin ilimler ile ''enel hakk'' sırrına vasıl olma bulunuyor idi.


Ne var ki halifeliğin sona erme sürecinde Allah dilediği şekilde bu diğer ilimleri muaviye, yezid gibi kişilerin vesilesi ile emevilerin zahiri (algılanabildiği kadar) islam anlayışı, baskıcı ve diktatör politikalarıyla örtülecek, yasaklanıp gizlenecek ancak usta-çırak ilişkisiyle günümüze kadar getirilecekti.

Tasavvuf'un edebiyatının bile girişinde kalmış ve onu hiç derinlemesine araştırmadan ve yüzeysel bilgiler dışında ondaki Allah'a vasıl olma çalışmaları hakkında bilgilere sahip olmadan ; hakkıyla denemeden, yaşamadan ki avam ağzı söylemlerin bunu ele veriyorlar.

Tasavvufu batı ve amerikada son yüzyılda açığa çıkartılan sapkın spirtüalist kurmaca oyuncaklarla ve içi boşaltılmış ve saptırılmış inanç öğretileriyle bir tutarak bir de buna devletlerin spirtüalist desteklerini katmakla bi nevi paranoya platformunda iyiden iyiye konuyu saptırıp zehirli bir çorba yaptığın için ve bu çorbanın akıl sahiplerince kolayca araştırılıp anlaşılabilecek gaflet eserleri olduğunu görüp artık sadece şu son bi kaç cümle, alıntı ve 1 ayetle konuyu bitireceğim.


Öncelikle bu yazıyı buralarda kadar okumuş dostlara ki onlara helal olsun çağımız alimi Ahmed Hulusi'nin Evrensel Sırlar kitabını tavsiye ederim.
Sonra yine bu zatın ruh insan ve cin kitabından konuyla ilgili bir alıntı yapmak isterim.

''Kur’ân-ı Kerîm’de, Cinlerin insanları kendi kayıtları altına almaları ve onları âdeta kendilerine tâbi birer robot şeklinde kullanmaları şu âyette çok açık bir biçimde anlatılmaktadır:
“(ALLÂH) ONLARI TOPLUCA HAŞRETTİĞİ GÜN: “EY CİNN TOPLULUĞU, GERÇEKTEN İNSANLARIN ÇOĞUNLUĞUNU HÜKMÜNÜZ ALTINA ALDINIZ (HAKİKATTEN UZAKLAŞTIRDINIZ)!” (DER)...” (6.En’am: 128)
Cin adı verilen, insanın, varlığını beş duyusuyla tespit edemediği yaratıklar, insanları iki yoldan kendilerine bağlamaya çalışmaktadırlar...
1. Kendilerini o kişiye resmen bildirerek...
2. Kendilerini o kişiye hiç bildirmeden ve fark ettirmeden...
Kendilerini temas kurdukları insana bildirmeleri hâlinde, o kişiyle bağlantı yollarından biri İslâmi amaçlar görüntüsü altında olur. Diğer bir yol da İslâm Dini dışındaki yollar görüntüsü altında bağlantı kurmaktır.
Kendilerini hiç fark ettirmeden bir insanla bağlantı kurmaları hâlinde de yine bu iki yol geçerlidir... Yani ya kişinin İslâm’a olan yakınlığını istismar ederler ya da kişinin kendi dinine ve din anlayışına göre humanist (insancıl) fikirler öne sürerek o kişiyi kendi yollarına sürüklerler...
İslâmî gayeler ötesinde, bu dine bağlı olmayanlar ile, İslâmiyetle ilgisi nüfus kağıdını geçmeyenleri kendi yönetimlerine almak isteyen CİNLER, hümanist fikirleri yem olarak kullanmaktadırlar...
Bunlar olgun insan, kâmil insan olmak için çeşitli şartlar ileri sürmekte ve insanları böylesine mükemmel bir yaratık olmaya davet etmektedirler...
Bu şekilde insanları çevresine toplayan Cinlerin ortaya saçtıkları bol hümanist (!) yani insancıl fikirler olmaktadır...
Bu tip görüşmeler de, gene özellikle bir kişinin uyutulması, yani bir ruhla bağlantılı olarak transa geçirilmesi şeklinde olmaktadır...
Çünkü, gerek Türkiye’de ve gerekse Dünya’nın çeşitli yerlerinde, insanları hümanist gayeler perdesi arkasında aldatıp çevresine toplayan Cinler; ya kendilerini ya da o grupların önde gelen isimlerinden birisini, çevresindekilere bir “modern PEYGAMBER” edâsıyla takdim etmekte; onun her dilediğinin kesinlikle yapılmasını istemekte; ve o grubun Türkiye’nin öncü veya önderleri olacağını öne sürmektedirler... Ki bu da yukarıda verdiğimiz “MEHDİ” akidesinin değişik bir şekilde ortaya çıkışıdır...
İşte böylece ben filanca babayım, veya “MEVLÂNA’nın ruhuyum” diye kendini onlara tanıtan Cin, bunların ortak yönlerini istismar etmiş; sonunda büyük bir kalabalığı çevresine toplamış olur...
Bu arada yavaş yavaş çevresine toplananların rüyalarına girer; onların bazı gizli hâllerini onları üzmeyecek şekilde açıklar; ve böylece onların bu ortak yönlerini istismar ederek onları iyice kendisine bağlar...
Daha sonra, zamanın şartları dolayısıyla bir müceddid gelemeyeceğini, bu sebeple insanların artık sadece bu kanallarla uyarılacağını onlara anlatıp, onları bazı şeyler yapmaya sevkeder...
Namaz kılmalarını, sadaka vermelerini, Ramazan’da oruç tutmalarını, iyilik yapmalarını, kötülüklerden kaçınmalarını, başkalarını kendilerinden fazla düşünmelerini telkin ederek, insanlık duygularını harekete geçirerek kendisine bağlar... Bu birinci aşamadır!..
İkinci aşamada ise, esas şeytanlığını ortaya koymaya başlar... İşte bu aşamada, ancak dini çok iyi bilen kimselerin tespit edebileceği birtakım inanç bozukluklarını onlara empoze etmeye başlar... Ki esas oyun da işte burada başlar...
Bazılarını “Vahdet-i Vücud” görüşüne sokar!.. Ancak bu isim altında anlatılan gerçekte “vahdet-i vücud” anlayışı olmayıp, “PANTEİST” görüştür; “Vahdet-i Vücud” asla değildir!.. Ki böylelikle onları, kendilerinin “ALLÂH” olduğuna inandırmaya çalışır...
Ya da reenkarnasyon, yani yeniden bir bedene girerek Dünya’ya gelineceğini ileri sürerek; Mevlâna’nın bazı tasavvufî sözlerini örnek getirmeye çalışır...
Böylece onları yanlış itikatlara saptırmaya başlar...''


İşte michael sikko'nun işleri karıştırdığı noktalar da tam da burada başlıyor şeytani cin ve insanların grup veya toplulukların en iyi silahi bizzat dindir ve dini öğelerdir.
Dini dinle vurmak çarptırmak veya kuran hadis ve tasavvuf ehillerinin seyir ve keşiflerinden saptırmak onların en çok yaptıkları iştir. Burada sapla sapmanı birbirinden ayırmak için de sağlamaları düzgün yapmak ve de korunma çalışmaları yapmak gerekmektedir.
O konuyla ilgili linkimiz de www.allahvesistemi.org/ahmedhulusidekavramlar/C/gorunmezlere.htm

Bitirirken anafikri de yine çağımız aliminden verelim
''Hz. Muhammed gelmiş!.. Onun yanında bütün Kureyş’in münafıkları, müşrikleri!..

Hz. Muhammed’e inanmak için birisi geldiği zaman Mekke’ye dışarıdan, bunlar adamı hemen kuşatıyorlar..
Onunla daha görüşmeden veyahut da görüşüp çıktıktan sonra;
Muhammed şunu yapıyor, böyle saçmalıyor, Muhammed cinlerden bilgi alıyor..” gibi bir yığın iftira atıyorlar.
Ve, gelenin kafası karışıyor, onların dedikleri doğru mu değil mi, diye..
Bu imtihanı geçebilen, Ona imân ediyor, kendini kurtarıyor.
Ama gelip de, bu şehrin halkının etkisi altında kalıp, Ondan istifade edemeden dönenin azabı, gelip istifade edenden yüz kat farklı oluyor..
Hz. Muhammed, 13 sene Mekke’de yaşadı. Bu süreç içinde sadece 40-50 kişi imân etti.
Ama, o arada dışarıdan gelip görüşen binlerce insan oldu.
O günlerde büyük çoğunluk, o çevreyi saran, Onu kötüleyen insanlar yüzünden onların etkisinde, vehimlerinin etkisinde kalarak Ondan istifade edemediler.
Hazreti Muhammed’in yaşadığı olay, senaryo, o devre mahsus değil, her devirde mevcut!. Her devirde ilim sahiplerinin etrafını saran bu tip kişiler vardır.

Kimi ararsan ara, tarihe bak!. Muhiddini Arabi’yi saran kişiler vardı. Mevlâna’yı kuşatan şeytanın dilleri vardı; Gazâli’yi de saran böyle kişiler vardı; hepsinde vardır!. Özel olarak meydana getirir Allah!.. Çünkü insanın imtihan dünyası bu!..
Ya ilim ve idrâk sahibi olarak etrafa boş vereceksin…
Kendi aklınla kendi yolunu çizecek, etrafın söyledikleri beni ilgilendirmez deyip, ilminle kendi yolunu çizeceksin.
Veyahut, etrafın dediğine bakacak, etraftan bir parça olacak; sürüdeki bir güdülen olacak; ve sonuçta da ilimden mahrum kalarak yaşayacaksın!.
İşte bu yüzden, izaha çalıştığım üzere bu tür engellemeler bugün de olacak, yarın da!. Ölene kadar da bu tür olaylarla karşılaşacaksınız.
Yarın bir büyük âlim zat bulacaksınız.. Ne olacak?.
Yanına gitmek isterken, bir yığın insan çıkacak karşınıza ve size; “bu zat böyle yaşıyor, şöyle yaşıyor ya da şunu yapıyor, bunu yapıyor” deyip sizi engellemeye çalışacaklardır.
Sizi ilgilendiren şey; Onun neler yapıp neler yapmadığı, ömrünü nasıl geçirdiği değil!!. Onun ortaya koyduğu ilim olmalı!. Eğer işine yarıyorsa, al kullan! Beğenmiyorsan bırak!
Ben şuraya geliyor, yarım saat, bir saat kadar sizinle sohbet ediyorum. Sonra, sen evine ben evime!.. Senin yaşantın sana ait, benim yaşantım bana.
Beni ne ilgilendirir senin özel yaşantın?. Seni ne ilgilendirir benim özel yaşantım?..
Ben sana soruyor muyum? Ne yiyor ne içiyorsun, nerede, kiminle yatıp kalkıyorsun?
O halde, senin de bana böyle bir şey sormaya hakkın yok!.
Birbirimizi ilgilendiren şey ilim noktasıdır. Ortak noktamız sadece ilimdir, bilgidir. Bunu anlamıyorsan bunun neticesine de katlanacaksın. Pahasını da bir hayli ağır ödeyeceksin, hem de tahmin edemeyeceğin kadar ağır!.
Bir Nebi ile Cenabı Hak arasında bir konuşma vardı.
“Bir kavme bir belâ geleceği zaman, sorar Allah Nebisi;
“Ya Rab!. Bu kavmin içinde iyiler yok mu hiç?.
“Çoğunluk kötülerdi.” Der, Cenabı Hak.
-Peki iyiler?.
-İyiler de iyiliklerinin karşılığını ahirette alacaklar!. der.Bir toplum bozulduğu zaman, belâ hepsine birden gelir. İçindeki iyiler hürmetine o geri çevrilmez!.

Nasibi olan bu bilgiyi zaten bir yerden alır.''


''Kötü fiilleri (hakaretleri,küçümsemeleri ve aşağılamaları) kendisine süslü gösterilince, kendini iyi sanan (nasıl iyilerle bir olur)!
Muhakkak ki Allâh, dilediğini saptırır ve dilediğine hidâyet verir...
O hâlde hüsran ehlini düşünüp üzülme! Muhakkak ki Allâh onların ürettiklerini (Yaratan’ı olarak) Aliym’dir.'' FATIR – 8





VesSalavatVelFatiha


Ahmed Hulusi video ve kitapları hakkında bilgi sahibi olmak için ; www.ahmedhulusi.org/tr

Tasavvuf ekolunun Bilim Sitesi için

www.okyanusum.com

Çağımız tasavvuf pirlerinden en güzel bir örnek için ;
www.mehmetdogramaci.com


15 Haziran 2015 Pazartesi

Bilgilendirme

Bloğumuz bikaç yıl önce kapatıldıktan sonra facede devam ettik ve nihayet tekrar açtık mevcut ve yeni bilgileri buraya taşımak biraz zaman alıcak size sıkı bir dost tavsiyesi bu blogu bir kenara alın sonra çok lazım olacak bilgilerle donatılacak inşaallah :)

www.facebook.com/RUHIYATCI.SIMYAGER


VesSalavatVelFatiha

Erenlerin sanalı ; Mürşid-i Gafiller - İnternetin sahte evliyaları

Aşağıda okuyacaklarınız genellikle şahsi deneyimler sonucu ku'ran, hadis ve tasavvuf alimlerinin yazılarıyla nacizane sağlaması yapılarak derlenmiştir.
Gıybet olmasın, takipçileri rencide olmasın diye ismini veremeyeceğim ve kimlikleri tanıyanlarca anlaşılmasın diye de sanki tek bir kişiyMİŞ gibi anlatacağım sözde mürşitler toplumda çok saygın mesleklere ve çevrelerinde islam bilgini (?) olduklarına dair kanaat ve itibarlara sahiptir.
İnternet sitelerinde veya facebook, tweeter sayfalarında binleri bulan takipçileri vardır.

Kolay okunacak şekilde yazılanlardan tek bir ince anektod bile sizin gereğini irdelemeniz için yeterli olmalı diye düşünüyorum.

Bu yazının ardından bu durumları önemseyenlere ki İnşaallah!
Mutlaka paylaşarak çevremizi saran ve hergün bilmeden 3 doğru arasına 1 yanlışını yediğimiz bu fitne tuzaklarından birbirimizi haberdar etmemizi...
Ve Aşağıda yazılanları hakkıyla değerlendirebilmek için İmamı Gazalinin ''Aldananlar'' ve İbni Arabinin şeytanın hileleri adlı kısa kitapçıklarını Mutlaka tavsiye ederim. (İkisine de Selam olsun)
Kişi ne kadar aldanıp,ne denli doğru yolda olduğunu ; şeytanın hilelerinden korunduğu kadar anlar.
(Aşağıda kitapçıkların linklerini bulacaksınız)

Gelelim vahdet ve kesret seyrinde makam ve mertebeleri asansörle inip çıkan, zat makamı sıfat makamı derken korunmaktan aciz kalan ve 7/24 namazda olduğuna kanan ve kandıran alimlere (?)

İlki ve en önemlisi esneyen ve esnemeyi meşru ve güzel kılan sözde mürşid ve onun sözde icazeti halifesi! (Bu konuya yine gelicez)


Videolarında, Kitap ve durum bilgilerinde sürekli aynı şeyleri yazar durur ve ama öyle sinsi bir fitnedir ki aynı şeyler olduğu anlaşılmaz kolayca.
Yazıları ve sohbetlerinde sanayi devrinden önceki terimleri ve kelimeleri kullanır velhasıl yenilenememiştir de bu bilinmezliği ve anlaşılmazcılığını şeytanın da süslü göstermesiyle cezbetmek maksatlı kullanır.

Kendinin kisvesine büründüğü gibi çevresi ; samimi, tertemiz,sevgi dolu ve hak yolunda yürüdüğünü sanan nur yüzlülerle örülüdür.

Sorgulamanıza müsade, farklı görüşte olmanıza müsama ve anlaşmak için de münazara imkanınız yoktur.

En çok ben bilirim en çok ben bildiğimle hallenirim suuni hoşgörü havası mevcuttur ortamında,
oysa aykırı ve istisnai olaylarda hemen öfkelenir, onu da celaline verir.

Biz garipçikler her kasanın özel bir şifresi, her esma terkibinin özel bir kombinasyonu ve her kulun farklı özellikleri olduğundan perdelenerek,
bizden öncekilerin yaptığı korunma çalışmaları, riyazat, mücahede,oruç ve halvet gibi çalışmalar da yapmadan sadece üç kez allah diyerek ona ereceğimiz fikrine kapılırız.
Daha doğrusu bu fikir onlardan musallat olmasıyla vortekslerinde sallanırız.


Efendimizin güzel ahlakına uymayan hal, söz ve davranışlarına mutlaka ya kendinin ya da zikir yoluyla güçlendirdiği ruhaniyetinin büğüsüne kapılmış taklitçilerinin ve/ya takipçilerinin bir açıklaması vardır.

En önemli noktalardan bir tanesi de efendimizin dikkat ettiği şeylere riayet etmez.
Mesela düzenli olarak korunma dualarını okuyAmaz nasıl okusun etrafındakilerden ne mümkün hemen ateşler basar o ateşi de aşka yorar pervaneyi kollar sonra bi ilahi patlatır da ortalık hemencik aldanır mazallah.

Haşa efendimizin makamına vekalet ettiğini sanan bu sözde mürşid bütün mertebeleri kat etmiş ancak hala dünya işlerine meyl etmiştir.

Söz arasında hangi makam ve mertebe de olursa olsun korunma dualarını okuması esastır!
Bu gerçeği üstad'ın ruh insan cin eseri de dahil bir çok islami kaynakta üstüne basa basa anlatılır.


Sordum bir gün mesajla neden korunmuyosun diye
Reklam yaptı bana 7/24 namazdayım diye
Duydunuz mu hiç böyle diyen şaşkın eren daha önce?

Herneyse emre ve sünnete riayet etmez demiştik. ''sünnetimi terkeden bizden değildir'' hadisine rağmen mesela kerahat vakitlerine dikkat etmez mesela bile bile haram işler ardından istiğfar bile etmeden.
Nefsini sigara ve alkol gibi bedenine bile bile zarar vermekten arındıramamış ve bağımlılıklarından kurtaramamıştır bir de kalkar mutmainlikten sonsuz doyumdan ve tatminden bahseder.


Efendimizin,Rasul,Nebi ve hatta velayet yolundaki henüz dervişlerin bile (sağlam bir tövbe ve istiğfar misali) temizlenip, arınışları ve korunma çalışmalarıyla ilerledikleri yolda esnemedikleri ; hadisler ve islam alimleri kaynaklı esnemenin şeytani bir tür etkileşim olduğu bilinmesine rağmen bunu inkar eder bir de başka yollar var diye kandırılışına kaçarak esnemeyi sözde meşru kılar.

Oysa ki hakikate giden tek bir yol var o da efendimizin ve onu takip edenlerin yolu.


Kitaplar yazmıştır üç-beş tane hepsi birbirinin aynı tasavvuf dedikodusu ; derlemeler kombinasyonu...
Çağımızda yazılmasına rağmen eski türkçe sözlük gerektirir.
Sanki ''Zorlaştırmayınız kolaylaştırınız'' tam tersidir.
Ve o kitaplarını nerdeyse ku'rana denk tutar da okumazsan şöyle olur veya bunu okuyan hakka yürür diyerek nara atar.

Allahı benliğiyle sahiplenir ve ben allahım zanneder de diyEmez BEN enel hakkım kisvesi sanki Hak da bir benlik varmış gibi! gel gelelim nefsi emmareler sürüsüne bunu yedirir çünkü fiRAvunluk işlerine gelir.

Firavunluk demişken Ra'lardan, Işıklardan ve Cinlerin kisvesi olan Peri veya uzaylılardan da bahis açar.

 Kah üstadların onları aşmış ve artık (nedense?) onlara karşı çıkan, eski bir öğrencisi olur gafilliği ; çoğunlukla işine gelmeyen, nefsine uymayan ve kibrine kapılarak haddi aşması gibi sebeplerle okulun yolunu unutmuş ve kendi imitasyonu okulunu kurmuştur.


Kah üstadların destekçisi ve izcisidir ama yine (nedense?) onların eserlerine ; eserin bütünlüğüyle ve hakikatin mutlakiyetiyle ölçüşmeyen yorumlara dalar , fetvalara varana kadar baş olma tutkusuyla yollara yağ çalar.

Kimi fütursuzca mürşidlik yok gafletine girer, aleme mürşidlik taslar da bihaber veballere girer.
Mesala organ nakli caiz der kabir azabından bi haber

Nice alimi, muallimi, bilgini ve keşif ehlini ecnebi diye ''kafir'' yaftasıyla red eder.
Kimi astrolojiyi, kimi bilimi, interneti ve nice aklı alamadığını inkar eder.
Kimi de tapınaklaştırmış bilimi sözde aydın herşey allahtır der gizli şirkiyle subhanı şeye indirger
Velhasıl
On doğruda bir yalan karışmıştır o bir yalan bütün doğruları şaşırtmıştır.
Biz cahiller doğruların cezbesine kapılır da bilmediğimizden o yalanı anlamayız.
Bu yüzden takip ettiğimiz akibetin önemini de öyle hemen kavrayamayız.

Mesaj atarsın cevap vermezler ; cevap verse yüz vermezler ; sözleriyle hor görür, gözleriyle küçümserler.

''Aşırılıklardan uzak durunuz'' hadisine tezatla ya siyaset, ya milliyet veya başka bir zihniyette dünyalık işler, fani ilişkilerde fanatiktirler.


Yeri gelir mizanı şaşar sohbetleri stand upa kaçar. Yeri gelir yersiz mevzulara timsah gözyaşları saçar.
Yeri gelir ama işine gelmediğinde ; mecazı gerçek, gerçeği mecaz yapar.


Genelde nerdeyse her konuda en uçta fotoğrafları bile afiş tadındadır.
Yer içerken tutun da dua ederken vs ilgiden beslenen benliği kaynaklı hep bir ispat ve ifşa çabasındadır.

Yeme-içme demişken melamilikten bahseder göbeği 10 cm önden gider öyleki rükuda seccadeyi göremediğinden secdeden perdelidirler.
A pardon onlar hakikate varıp erdiğinden ''artık herşey serbest'' uyuşturucusunu aperatif olarak almışlardı önden.


O kendince herkesten farklıdır, buna kendisi de inanır ve herkesi de Rab esması ile kendine çağırır.
Özgünlük ve özgürlüğe çekmek yerine Ben de BEN diye bağırır.
Tüm sözleri tasavvufi, nüktelerde hep sevgi ve sevgili
Hadise,sünnete uymaz gel gör ki çok bilgili?!
Şeytan da çok bilgiliydi ama saptırdı onu kibri...


Dostlar, mürşidi kamilin önemi,gereği ve seçimi konusuna gelmeden önce bu yolda en önemli noktalardan biri izlediğimiz insanların rotasının kayıp kaymadığını farkedebilmemizdir.
Her şey o kadar cezbeder ve güzel görünür ki bazen, siretten ve manadan perdelenip, surette ve şeklin zevkinde, kulağı geçemeyen boynuz olarak kalıveririz.
Bazen de o kadar yakından takip eder ve körü körüne bağlanırız ki şöyle bi sağa sola bakıp yolun,yönün ve istikametin değişebileceğini hiç hesap etmeyiz. NEDEN, NASIL VE NE YAPMALI?
Önceki söylem ve eylemlerine o derece inanmış ve saplanmışızdır ki onun da bir gün değişebileceğini ; 9 doğruyu 1 yalanla karıştırabileceğini ve beşeriyeti bakımından yanılabileceğini hiç hesaba katmayız ama mazere yer yok! Temkinli olmalı, tevekkülde kalmalı ve de tedbirimizi almalıyız...
Üstelik bu sadece inançsal manada da değil ideolojik bakımdan da böyle...
Siyaset okulundan beri düşman olarak şartlandırıldıklarımızın yeri gelince nasıl dostlaşabildiğini, dost bellediklerimizin de nasıl sadece liderinin ufacık bir sapma yönüne uyarak ortak çıkarlara sinsice hainleşebileceğine şahit olabiliyoruz.
Deccali fitne denmiş adına akı-kara gösteren herneyse...
Gıybet ve dedikodu olmasın diye isimlerini veremem ama rahatlıkla söyleyebilirim ki bugün normalde vatan haini ve/ya şeytani kumanda altında bulunduğu halde (ki bazen bunu kendi bile farketmeden) islam üzereymiş gibi görünmeye çalışarak kendine saptıracak yoldaşlar arayan kuzu postunda çakallar mevcut.
Üstelik bizlerde bunların bazılarını bilmeden takip ediyor,beğeniyor ve hatta tavsiye ediyoruz!
Velhasıl tuzaklardan sıyrılmak için ;
Vesileyi aracı, amaç yapmamalı, tesiri sonuç sanmamalı ve duraklarda konaklaşmamalıyız.
Sağlamayı sağlam yapmalı, tevekkülü elden bırakmamalı ve doğrudan ku'ran ve hadise göre tavır almalıyız.
Yolcu klavuzu, önderi, yoldaşları ve yolluğu olan ; ilmi, edebi, niyeti ve samimiyetiyle sınanacaktır.

Son olarak mevlananın şemsi, yunusun taptuğu, imam-ı azam'ın caferi sadıkı olduğu gibi (ki hepsine selam olsun) bu yolda hakikate ermek için önceden kemale aynı şekilde ermiş birinin yol göstermesine mutlaka ihtiyaç vardır.
Hem bazı sırlar hazır olmadan söylenmez hem de bu sırlara biz nefsimizin güdümündeyken hazırlanılmaz.Aşk ile teslim alacak ve onda kendimizi yok edip hakikati bulacak bir ayna gereklidir.
Aklı selim kişi bu erenle karşılaşana kadar bilebildikleriyle devamlı sorgulayarak ona hazırlanmalı ve dualarına Allahtan o aynayı, güneşi, öğretmeni karşısına çıkarmasını istemelidir.

Bu konu hayati ve ahiri elzem önem taşıdığından çok iyi anlaşılmalı, öz eleştiriye açık olmalı ve kanaatler yeniden sorgulanmalıdır.

Konuyla ilgili araştırmaya aşağıdaki güncel Ahmed Hulusinin ve Ahmet f. Yükselin yazılarından başlanabilir.

Velhasıl ''hayatta en hakiki mürşid ilim''dir yani konuşan kuran ve yaşayan sünnettir. Ancaaak...

''İlme aldanma. İlim cehaleti ortadan kaldırır ama mutluluğu, saadeti sağlamaz.
İlme, imanın eşlik etmesini sağla, o zaman Nur üstüne Nur olur."
Muhyiddin ibn Arabi (k.s.)

VesSalavatVelFatiha

İmamı Gazali – Aldananlar online okumak için ; www.necatiaksu.net/dosya/aldananlar.htm

Satın almak için ; www.kitapyurdu.com/kitap/aldananlar-cep-boy/64318.html


İbni Arabi – Şeytanın Hileleri online okumak için ; http://serzeyrek.tr.gg/%26%23350%3Beytan%26%23305%3Bn-Hileleri-_-%26%23304%3Bbn-Arabi.htm

Satın almak için ; www.kitapyurdu.com/kitap/seytanin-hileleri-cep-boy/96288.html


Ahmed F. Yüksel'den kamil mürşidin özellikleri ;
www.blog.milliyet.com.tr/-mursid--ve--saki-/Blog/?BlogNo=344596

Üstad Ahmed Hulusi'den Mürşidlik ; Yetiştiricilik. (MASTER ;
www.facebook.com/notes/mert-muhammedi-simyager/%C3%BCstad-ahmed-hulusiden-m%C3%BCr%C5%9Fidlik-yeti%C5%9Ftiricilik-master/586715714704969

Son olarak da Sahte Peygamberler, Mehdiler, Mesihlerin Kaynağı

www.facebook.com/notes/mert-muhammedi-simyager/sahte-peygamberler-mehdiler-mesihlerin-kayna%C4%9F%C4%B1/838585789517959

Bilimin Son noktasında Varlık-Yokluk

Son 20 yıldır bilim insanları maddenin gizemini çözmede bir hayli adım atmışlar,ve çıkan sonuçlar hayretler içerisinde bırakmıştır kendilerini,nedenine gelince labaratuar ortamında yinelenebilir ve ölçülebilir bir durum yoktur önlerinde, fizik ve fizik ötesi birbirine içindedir ve ayrılması da mümkün görünmemektedir, maddenin temel yapıtaşı atomun da alt boyutunda kuark adı verile...n enerji parçacıklarının olabileceğini yüksek matematiksel denklemler ve fiziğin son imkanlarıya tahmin edip bulmuş oldular bilim insanları,iş burdan itibaren esrarengiz bir hal almaya başladı zira,biliçli olarak varlığına delil ararken görünen kuarklar,diğer durumlarda yok oluyordu, sonunda fark edildiki düşüncenin, kuarkların varlığıylada ilintili olduğuna ,gözlemlendiği zaman var olan, gözlenmediği zaman yok hükmünde olan,burdan çıkan sonuçta mistiklerin söyledikleri düşüncenin ve niyetin yaşamımızdaki önemini bir kez daha teyit etmekten öteye geçmedi, Düşüncenin enerji partiküllerinin varlığını ve niteliğini belirleyebileceği fikri aynı zamanda evren içindeki yüksek bir bilincin enerjiyi değişik yoğunluklar haline dönüştürebileceğini,ve kayıtlı olan bilginin potansiyel olarak var olduğu ne zaman ki gözlemci düşünceleriyle ve niyetiyle gözlenen olaya dahil olsa,bilginin seyri değişiyor ve gözlemcinin niyetiyle uyumlanan kompleks bir yapı çıkıyordu, düşünceleriniz bir şekilde enerjiyi şekillendiriyor ve enerjide düşüncenin peşine takılıyordu bu anlarda, "MÜMİNİN (Madenin kendi manasında ki sırlarına vakıf,kendi özünün farkında olan) NİYETİ (olabilecek bütün olasılıkların ben i için değil biz e hizmet edebilecek bir yoğunluk )AMELİNDEN (yaptığı işin, yapılması zorunlu,bütün olasıklardan en olası olan ve mümkünü,sadece niyet anlamında katkı sağladığı)DAHA HAYIRLIDIR (bir ve bütüne hizmet eden herşey hayrdır) 

Kuantumcular diyor ki; Varlık Enerji ve Bilgiden oluşan bölünmez! parçalanmaz! TEK BİR bütündür!

Hologramcılar diyor ki; Tümde var olan tüm özellikler eksiksiz en küçük zerresindede var!(zerre; mecaz pozisyonunda bu ilme göre!)

Yukardaki verileri rotayı belirlemek için akıl navigasyonuna girince, hedef NOKTAsında İNSAN İsmiyle işaret edilen adres beliriyor! Biraz daha detaylı incelemek istediğimizde İnsan ismiyle işaret edilenin Kendisiyle, daha detaylı bakınca Beyniyle, Biraz daha derine inince Kuantsal yapılı Enerji ve Bilgi yumağıyla karşılaştırıyor Akıl!
Kur'anda "Biz yaş ve kuru bırakmadan herşeyi BİR kitabta topladık!" diyor! Aklıma yine tümel anlamda Kuantum potansiyel de denilen bölünmez parçalanmaz TEK Bilgi ve Enerjiden oluşan! (Buna tasavvufçular Ruh adlı MELEK diyorlar!) Tekil bir yapı çıkıyor! Bir yönüylede Kainat Kitabı!

Sonra tafsile girince yine Kendisi çıkıyor ortaya Zerre adı altında(!) Yani Beyni!
Bu bilgilerden sonra Şuraya gelmek istiyorum; Mademki Her şey bir kitabta toplanmış! Ve mademki Tümde olan yani bu Kitabta olan, Zerre kitabçık Beyindede mevcut!
Kur'anda adı geçen olaylar her an yaşanıyor! Şahıslar Her beynin derununda potansiyel Bilgi ve tecrübe birikimi olarak bekliyor! Beyin kendisinde açığa çıkan İstidat ve kabiliyet kapasitesi oranında en müsait durumda olan Bilgi ve tecrübeyi yaşama sokuyor tekrar! İsim ve Resim farklı(!) Fakat İşlevsellik aynı! Kimi Ebucehilin işlevselliğini beyninden yansıtıyor! Başka isim altında Kimi Ebubekirin! Bizde suretine ve İsmine bakarak, değerlendirip Kur'anın işaret ettiği bu hakikatten perdelenmiş oluyoruz!
Sahi! Kimin işlevselliğini canlandırarak Hayat sahnesine sunuyoruz? Kimiz biz gerçekte? farkındamıyız?...

Kaynak : Bedi Ahsen ve Hayri Cara

Bilim ve Felsefenin Ulaştığı En Derin Hakikat !.. (Dolanıklık) -Türkçe Dublaj-